”Sen hiç kör bir insanın fotoğrafını çektin mi? Peki kör bir insan neden fotoğraf çekilir diye düşündün mü?
Deniz kenarında bir kaya parçası ve devamlı üzerinde fotoğraf çekilen insanlar… Aslında deniz kıyısında bir sürü kaya parçası var ama sadece bir kayanın üstünde insanlar fotoğraf çekiliyor.
Çok tuhaf değil mi? Kör bir insanın resmini çekerken, ”Nasıl gülümsüyorum ama! Suratım asık değil, değil mi?” sorusuna maruz kaldın mı? Bu soruya maruz kalsan da taş kalbin sızlar mı bilemem ama her neyse kalbin çok da umurumda değil doğrusu. Üzerinde fotoğraf çekilen kaya bile daha yumuşaktır senin kalbinden.
Sana yazdığım mektubun giriş paragrafıydı bu…
Bu arada kapı çaldı. Kafka geldi. Mektubu masanın üstünden aldı ve okudu. Çok ağır yazmışsın, dedi. Sonra, ben de bu ara mektup yazıyorum, ama sanırım ben de ağır yazıyorum, dedi. Milena’ yı sordum, senden bir hafta önce gittiğini söyledi. Senin adresini bilip bilmediğimi sordu. Ben de bilmediğimi söyledim. Neden yazdığımı sordu sonra. Olur da bir gün gelir de beni bulamazsa bile, ona yazdıklarımı okur, dedim. Kafka birden güldü. Biliyorsun çok nadir gülerdi. Sonra, bir çay koy içelim, dedi. Eski günlerdeki gibi… Düşünsene eskisi gibi dördümüz de bu masada çay içiyoruz, dedi ve tekrar gülümsedi.
Kafka ,birden kör insanların neden fotoğraf çekilirken gülümsüyor muyum, diye sorduklarını merak etti. Eminim sen de merak etmişsindir.
Fotoğraf çekilen insanlar hep sevgiliydi. Olur da bir gün gözleri açılır da ve ikisinden birisi hayatta olmazsa birbirlerinin yüzünü görmek ve güzel günlerden bir hatıra saklamak istediklerini söyledi. Fotoğraf demişken dördümüzün bu masada çay içerken çektirdiğimiz kareyi içerdeki duvara astım, aklında olsun.
Kafka neden gülmüştü bilmiyorum, benim de aklıma o takıldı.
Sorumun cevabı iki gün sonra Kafka’dan aldığım mektuptaydı.
Meğer o da Milena’nın adresini bilmiyormuş, bu yüzden gülmüş. Kafka da mektupları masada bir kutunun içine bırakıp gitmiş.
Şimdi ben de gidiyorum. Bu mektubumu kutunun üstüne bırakıyorum. Eğer bir gün Milena ile dönerseniz kalan mektupları alıp Körler Kayası’nda okuyun. Belki taş gibi olan o kalpleriniz yumuşar. Neredeyse unutuyordum; biliyorum, Körler Kayası nerede diye soracaksın.
Moda sahilde güneşe yükselen bir kayada…